ÇOCUKLUK döneminde lösemi tanısının aileler açısından endişeli bir sürecin başlangıcı olabildiğini, ancak günümüzde modern tedavi yöntemleri sayesinde hastalıkta yüksek başarı oranlarının elde edildiğini söyleyen Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Erdem, "Ailelerimiz, bu yolculukta hiçbir zaman yalnız olmadıklarını akıllarından çıkarmamalı.
Bilimdeki ilerlemeler ve hekimlerle aileler arasında kurulan güçlü iş birliği sayesinde, umutla bakılan bir geleceğe beraber yürümek mümkün" diye konuştu. Löseminin, kemik iliğinde kan hücrelerini üretmekle görevli hücrelerin anormal biçimde ve kontrol dışı çoğalması sonucunda gelişen bir kan hastalığı olduğunu anlatan İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Dr.
Öğr. Üyesi Melek Erdem, 3-8 Kasım Lösemi Haftası kapsamında hastalığın tanı ve tedavi sürecinde önem taşıyan konulara ilişkin uyarılar yaptı. Vücudun ihtiyaç duyduğu alyuvar, akyuvar ve trombositlerin kemik iliğinde üretildiğini aktaran Dr.
Öğr. Üyesi Melek Erdem, lösemi ortaya çıktığında çoğalan anormal hücrelerin, sağlıklı kan hücrelerinin üretilmesine ve işlevlerini gerçekleştirmesine engel olduğunu ifade etti.
'LÖSEMİ BULAŞMAZ, KENDİNİZİ SORUMLU TUTMAYIN'
Çocukluk dönemindeki lösemi vakalarının çok büyük bir kısmının akut lösemilerden (Akut Lenfoblastik Lösemi-ALL ve Akut Miyeloid Lösemi-AML) oluştuğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Melek Erdem, "Löseminin bulaşıcılığı yoktur.
Bunun yanında, çocuklukta gelişen lösemilerin önemli bir kısmında, ailenin ya da çocuğun herhangi bir davranışının hastalığa doğrudan yol açtığı söylenemez. Dolayısıyla aileler, tanı konulmasının ardından kendilerini sorumlu tutmamalıdır" açıklamasında bulundu.
'SOLUKLUK, KANAMA VE DERİDE KIRMIZI-MOR NOKTALAR GÖZ ARDI EDİLMEMELİ'
Dr. Erdem, hastalığın erken evrede görülebilen belirtilerini şu sözlerle anlattı: "Lösemide belirtiler genellikle kemik iliğinin sağlıklı kan hücrelerini yeterli miktarda üretememesi sonucunda gelişir. Alyuvar sayısının azalmasıyla oluşan kansızlık; solukluğa, kolay yorulmaya ve halsizliğe neden olabilirken, trombosit sayısındaki düşüş kolay morarmaya, burun ya da diş eti kanamalarına ve deri üzerinde toplu iğne başı boyutunda kırmızı-mor noktalara yol açabilir.
İşlevini normal biçimde yerine getiren akyuvarların sayısının düşmesi veya işlevlerinin bozulması da sık tekrarlayan ya da uzayan ateşe ve enfeksiyonlara neden olabilir. Ayrıca nedeni açıklanamayan kemik ya da eklem ağrıları, iştah azalması, kilo kaybı, karında şişlik veya doluluk hissi, boyunda, koltuk altında ve kasıklarda ağrıya neden olmayan lenf bezi büyümeleri, bazı çocuklarda ise nefes darlığı ortaya çıkabilir.
Bununla birlikte, bu bulguların varlığı çocuğun mutlaka lösemi olduğu şeklinde değerlendirilmemelidir. Dikkat edilmesi gereken; belirtilerin devam etmesi, yeniden ortaya çıkması, bir arada bulunması ve çocuğun genel halinde belirgin bir farklılığa yol açmasıdır." 'BİRKAÇ
GÜN SÜREN ATEŞ VE İŞTAHSIZLIK MUTLAKA LÖSEMİ ANLAMINA GELMEZ'
Özellikle kış döneminde çocukların sık sık enfeksiyon geçirmesinin, birkaç gün devam eden ateş ya da iştahsızlık yaşamasının oldukça sık karşılaşılan durumlar olduğunu aktaran Dr. Erdem, kısa süreli ateşin veya yorgunluğun tek başına çoğunlukla lösemiye özgü bir belirti sayılamayacağını vurguladı. Dr.
Erdem, "Çocukta kesilmeyen ya da yeniden başlayan mukozal kanamalar (diş eti kanaması, burun kanaması gibi), sebebi açıklanamayan çok sayıda morarma veya deride nokta biçiminde kanamalar, belirgin solgunluk ve halsizlik, solunum güçlüğü, şiddetli ya da devamlı kemik ağrısı, açıklanamayan zayıflama, uzamış ateş veya genel durumda belirgin kötüleşme görülürse bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir.
Bilhassa ateşe eşlik eden hızlı genel durum bozulması, bilinçte değişiklik, nefes darlığı ya da ciddi kanama gibi aciliyete işaret eden bulgular varsa, sağlık kuruluşuna başvurmak için zaman kaybedilmemelidir" şeklinde konuştu.
'TEDAVİ VE BAKIMDAKİ GELİŞMELER SAĞ KALIM ORANLARINI YÜKSELTTİ'
Çocukluk çağındaki lösemilerde tedavinin, löseminin tipine ve çocuğun hastalığına ait özelliklere uygun olarak kişiye özel planlandığını aktaran Dr. Erdem, "Özellikle ALL ve AML'de tedavinin esasını kemoterapi oluşturur. ALL için uygulanan tedavi, çoğunlukla remisyon indüksiyonu, pekiştirme/yoğunlaştırma ve idame aşamalarını içeren uzun süreli bir program şeklinde yürütülür.
Merkezi sinir sisteminin korunması ya da bu bölgede yer alan lösemi hücrelerinin tedavi edilmesi için omurilik sıvısına verilen tedaviler de planlamada önemli yer tutar. Hastalığa ait özellikler doğrultusunda hedefe yönelik tedavilerden, bağışıklık sisteminden yararlanan bazı tedavilerden, uygun hastalar için kök hücre naklinden ve belirli durumlarda radyoterapiden faydalanılabilir.
Özellikle bugün lösemi hücrelerinin genetik ve biyolojik yapısının daha iyi kavranması, tedaviye direnç gösteren vakalarda hedefe yönelik moleküler tedavilerin kullanılabilmesine de olanak sağlamaktadır.
'YETERLİ ENERJİ VE PROTEİN ALINMASINA ÖZEN GÖSTERİLMELİ'
Lösemi tedavisi gören çocuğun büyümesi ve gelişmesi için yeterli düzeyde enerji ve protein almasının önem taşıdığını vurgulayan Dr. Erdem, iştah kaybı, bulantı, ağız içi yaralar ya da tat duyusundaki değişimlerin beslenmeyi zorlaştırabildiğini, bu nedenle beslenme düzeninin çocuğun tedavi sürecine uygun biçimde oluşturulması ve çocuk onkoloji ekibinde görev yapan diyetisyenlerden yardım alınması gerektiğini söyledi.
Kemoterapi döneminde bağışıklık sisteminin zayıflaması mümkün olduğundan enfeksiyonlara karşı korunmanın da önem taşıdığını anlatan Dr. Erdem, "Ellerin hijyenine dikkat edilmeli, hasta insanlarla yakın temas sınırlandırılmalı, yiyecekler güvenli koşullarda hazırlanmalı ve tedaviyi yürüten ekibin tavsiye ettiği korunma tedbirleri uygulanmalıdır.
Ateş ortaya çıktığında, özellikle kemoterapi görmekte olan çocukların durumu gecikmeden değerlendirmeye alınmalıdır" ifadelerini kullandı.
'OYUNUN VE EĞİTİMİN DEVAM ETMESİ PSİKOSOSYAL YÖNDEN ÖNEM TAŞIYOR'
Löseminin çocuğun yalnızca fiziksel sağlığında değil, hem kendisinin hem de ailesinin duygusal yaşamında etkiler yarattığını belirten Dr. Erdem, "Hastanede yatmayı gerektiren dönemler, uzun tedavi süreci, okula devam edememek ve belirsizlik, çocuklarda endişeye yol açabilir. Bu nedenle psikologların, psikiyatristlerin, sosyal hizmet uzmanlarının, öğretmenlerin ve diğer sağlık personelinin birlikte sunduğu multidisipliner destek, tedavide önemli bir yer tutar.
Çocuğa yaşına uygun bilgiler verilmesi (koruma düşüncesiyle hiçbir açıklama yapmamak yerine, sorularına kavrayabileceği şekilde cevap verilmesi), oyun ve eğitim etkinliklerine olanaklar ölçüsünde devam edilmesi psikososyal yönden önem taşır" dedi. Lösemi tanısı almanın aile açısından son derece güç ve endişe verici bir dönem anlamına geldiğini anımsatan Dr.
Erdem, artık çocukluk çağı lösemilerinin önemli bir kısmının tedavi edilebilen hastalıklar arasında bulunduğunu bilmenin, ailelerin bu süreçte güç kazanmasına yardımcı olabileceğini ifade ederek sözlerini tamamladı.

